Tipe Bak Yaaa!!

“Baba harbi yazdın haa!”

Yazan: kadriye Şubat 10, 2010

Hacice ve babam film izliyorlarmış.. Filmde bir çocuk, yerde baygın yatan adamın sadece ayaklarını görmüş ve “Dede!” diye haykırmış.

Çocuğun, sadece ayakkabılarını görerek yerde yatanın dedesi olduğunu anlaması Hacice’nin garibine gitmiş. Babama dönerek;

“Baba, nereden anladı yerde yatanın dedesi olduğunu? Halbuki sadece ayaklarını gördü?” diye sormuş. Babam;

“Belki de o ayakkabıları dedesine doğum gününde vermiştir. Böylece ayaklarını görür görmez dedesi olduğunu anlamıştır” demiş. Bu cevap Hacice’yi tatmin etmemiş tabi;

“Baba var ya harbi yazdın haa!” demiş. :D

**

Şimdi biraz derin düşünecek olursak bu çocuğun “yazdın” kelimesini nereden bildiği sorusu gelir aklımıza. Bunun cevabı çok da zor değil. Hacice’nin bir ablası var ki, her film izleyişimizde mutlaka bir yorum yapar ve bu da genelde alakasız olur. Mesela bir keresinde evladının psikolojik sorunlarını gidermek ve onu tekrardan hayata bağlamak için onu nasıl doğurduğunu anlatan bir anneyi izlerken ablam;
“Böbreğini mi istiyooor?” diye sormuştu :D

Bir keresinde de arabasında hızla yolda ilerleyen bir adam için “mezarlığa mı gidiyor?” diye sormuştu. Halbuki adam karsını almaya gidiyordu :D

Buna benzer olayların ardından Muhammed Emin’nin “Abla varya yazdın yine haa” deyip arkasından kahkaha atışı Hacice’nin dikkatini çekmiş olacak ki o da ilk fırsatta bunu kullandı..

Yazı kategorisi: Blogroll | » yorum bırak;

Aman yaa!

Yazan: kadriye Ocak 14, 2010

 

-Pazartesiye okumam gereken 25,

-Salıya okumam gereken 25 sınav kağıdı var.

İşin en zor yanı da sorulara verilen saçma sapan cevaplara katlanabilmek.. Hemen bir önek vereyim;

  1. Aşağıda Sevim abla ile yapılan eğitim prensipleri konulu röportajdan bölümler yer almakta. Bunları öğretmende bulunması gereken vasıflara göre (örnekte olduğu gibi) analiz ediniz.(20Puan)
  • Örnek: Bir abla olarak çok yönlü olmaya gayret ederim. Öğrencilerimin ilgi alanları hakkında bilgi sahibi olur, takip ettikleri televizyon-radyo programı veya dinledikleri müzikleri takip ederim. Hatta sırf bu konuda yeterli olabilmek için lise programındaki öğrencilerimin her hafta izledikleri kötü sahne içerikli  -….- dizisini izliyorum. Aslında bizim kültürümüze ve İslamî yaşantımıza uygun bir dizi değil. Ama ben öğrencilerim için katlanıyorum. Böylece onların ilgi alanları hakkında bilgi sahibi olabiliyorum.
  • Cevap: Burada Sevim ablanın öğrencilerinin ilgi alanlarıyla yakından haberdar olması güzel bir davranıştır. Böylece öğrencilerine daha kolay yaklaşır ve onları kötü ilgi alanlarından çevirmek için yollar geliştirir ve alternatif sunabilir. Fakat bu işi yaparken aslında rıza-i İlahi’ye dâhil olmayan bir televizyon programını izlemesinin ona bir yararı yoktur. Hatta bu yüzden belki günah işleyecek ve değerli zamanını boşa harcayacaktır. Sadece bu program hakkında genel bir bilgiye sahip olması yeterli olacaktır.

Bunun gibi birkaç madde daha var, örnekteki gibi analiz etmelerini istiyorum..

Kızın biri bana; “hocam noktalı kısma dizi ismi mi yazacağız?” diye soruyor!..

Allah’ım delirecem!! Yahu zaten sallmasyon bir abla ve onun prensipleri bunlar.. Hangi diziyi izlediğinin ne önemi var?!! Kaldı ki örnek diyor orada kocaman, bir de altında cevabı var! Off yani!..

Tutupta örnek sorunun cevabını yazanları, “hocam bana cevapları da yazılı sınav kağıdı vermişsiniz” diyenleri hiiç saymıyorum zaten..

Bu durum beni normalden fazla etkiliyor çünkü öğrencilerin büyük bir çoğunluğu yirmi yaş ve üstü.. Aralarında 32 yaşında olan bile var.. Kalkıp da böyle acayip davranışlar göstermeleri canımı sıkıyor açıkçası..

**

Neyse hadi iyi öğretmen olmaya devam edelim.. Kızlar uzun zamandır bir sınıf ortamında derse girmiyorlar. Sınava hiç girmiyorlar. Seneye başka bir yöntem uygulamaya karar verdim ölçme değerlendirme için..

 Ne kadar sinir etse de okumam lazım işte.. :(

Yazı kategorisi: kategoriye karşıyız | 8 Yorum »

O zaman sen de salaksın!! Hem de âlâsı..

Yazan: kadriye Aralık 25, 2009

Hacice’yle poğaça yaptık bugün..

Ben bir tepsi poğaçayı yapıp fırına atmış, ikincisini yapıyordum parmağını batırmak istedi illa..

Kimine yuvarlak, kimine ortası delik, kimine de açma şekli verdikten sonra; “Ben üzerlerine yumurta sarısı dökerken sen de dolaptan susamı bul” dedim Hacice’ye..

Arkadaş 48 saatlik bir araştırma sonucu bana yine “Kendi işini kendin yap” dedirtti.

Susamı aldım tepsideki poğaçalara dökerken Hacice fırındaki tepsiye bakarak; “Ne çabuk piştiler Allah Allah! Aaaa! Ablaa!! Açmalar nerde? Bunların hepsi poğaça!” demez mi? :D

Ben, “Salaaaaaakk!!” diyerek gülmeye başlayınca bizimki acayip bozuldu :D

“Yaaa! Salak deme amaaa!!” dedi. Ben de; “Salak değil misin şimdi yani!” diyerek gülmeye devam ettim :D

Bizimki galibiyet kazanmış bir edayla; “O zaman sen de salaksın. Çünkü söylediğin şey sana geçer” diyerek beni düşündürdü…

Hakikaten ne de çok şey söylüyoruz insanlar hakkında.. Bize dönüp geleceğini bildiğimiz halde.. Bazen 9 yaşında bir çocuğun belki de derinliğini fark etmeden ağzından çıkan sözcükler de sarsılmaya yetiyor Sadatın terbiye sisteminde.. İşte büyük yok! Güçlü yok! Müdür yok! Hoca yok! Abla yok! Hiç bile yok..

Yazı kategorisi: kategoriye karşıyız | 12 Yorum »

Deeeeliiii! Deeeliii!! Kulakları Küpeliiii!!

Yazan: kadriye Aralık 2, 2009

 

İnsan çok uyuyunca kocaman gözlü bir canavara dönüşebiliyor. Hele bir de ağlayarak uyumuşsa kocaman gözlerden ibaret oluyor sanki..

Normalden büyümüş kızarık gözlerimle gece saat 03:35′te salonun ortasında önümde laptopum, telli turnam çalıyor media playerda.. Sağımda solumda kitaplar yarınki dersime çalışıyorum.. Tam yumurtacıyım işte ne yapayım? (Hocam da tam bir mükemmelliyetçi. Ya o ya da ben değişecez bu işim sonunda herhal..) (Kesin değişen ben olurum o ayrı..)

Şimdi asıl beni buraya yazmaya iten şeyi söyleyeyim.. :) )

Bak hala gülüyorum yaa!

Ders çalışırken birden kendimi kahkaha atarken buldum :D

Sonra “Deli misin Kadriye?!” dedim kendi kendime.. Ama gülüyordum işte.. Herhalde deli olmaya başladım.. Kesin psikolojik sorunlarım var bak buraya yazıyorum. Bir sonraki yazımı Bakırköy’den yazarsam şaşmayın.. (Akıl hastanesinde internet var mıdır ki yaa?)

Amaaaann!! Deliler gibi hiçbir şeyden etkilenmesem.. Takmasam.. Acaba beni buna yöneltecek bir mesaj mıydı yersiz kahkaham? Bak bunu bile uzun uzuuuun düşünüyorum yaa.. Deliyim de gitsin işte.. Niye delirdiğim kimin umurunda?

Deliyim ben deliyim, deliyim deliyim.. Herkesi hasta ederim, ederim hırr!! (Bu kötüyümdü değil mi? Aman ne olacak öylesi de böylesi de uyuyor işte)

Sanırım suratım daha fazla beyazlayamaz.. Nurlandım bu gece.. (!)

Püff!!

AAA!! Güzel şeyler de oldu canııımm!! Okyanusun ardındaki Ensar kardaşımdan mektup aldım bugün.. Aldığım ilk mektuptu.. Çok heyecanlandım, zaten bu yüzden zarfı açmaya çalışırken mektubu da yırttım :) ) Sonra da koli bantıyla yapıştırdım :D (Napıyım bant yoktu, akşam saatiydi. Okumazsam çatlardım)

Öyle bir anda aldım ki mektubunu arkadaşımın, daha iyi bir zamanlama olamazdı galiba.. Okudum biraz daha ağladım!   :(

Ama öyle sevindim ki.. Allah razı olsun canım ensarım benim.. Cevabın yolda.. (Bu uzun bir yol yanlız Şeyma ablacım.. Önce zihnimden, sonra kalemimden sonra ptt’den geçecek. Ama bu sefer kısa yazmaya çalışmayacam.. Uzuuun olcak. Dolayısıyla saçma sapan.. Olsun böylesi de güzel.. Dur gideyim de mektubu bir defa daha okuyum :))

Yazı kategorisi: kategoriye karşıyız | 11 Yorum »

Noluyo yaa?

Yazan: kadriye Ekim 28, 2009

freak_by_imamon

Garip.. Bu günlerde çok garip hadiselerle karşılaşıyorum..

Ünlü bir ayakkabı mağazasından alışveriş yapmıştım.. (Adını söylemeyim şimdi reklam olmasın :D )

Ayak bileğini kavrayan bir kemeri vardı. Bir gün kemeri ayakkabıya bağlayan lastik koptu.. Ben de hava yapacam ya.. Götürdüm aldığım yere verdim tamir etsinler diye. Adamlar ayakkabıyı aldılar. Bir hafta geçti aradım henüz tamir edilmedi dediler. Sadece bir lastiği yerine takacaklardı o kadar nesini yapamadılar anlayamamıştım. Sonra bir hafta daha geçti..

Bana verdikleri fişin üzerinde maksimum tamir süresi 15 gün yazıyordu. Aradım daha gelmedi dediler.. 15 günü de geçti aradım, mağazaya gittim konuştum yok.. Ayakkabınız daha gelmedi diyor adamlar.. Allah Allah..

On defa telefon numarası bıraktım ayakkabı gelince haber versinler diye.. En sonunda mağaza adına bir mesaj aldım. Ayakkbımı alma hevesiyle mağazaya gittim adam bana; ” Hanım efendi sizin ayakkabınızın tamiri mümkün olmuyormuş. İsterseniz ürünün aynısını getirelim isteseniz aynı ücrette başka bir ürünü alabilirsiniz” demez mi?

Yahu altı üstü bir ayakkabı lastiğini yerine takacaklardı. Elimde bile dikebilirdim ben onu da işte Allah kahretmesin hava yapasım tuttu..

Ayakkabıyı çok beğenmiştim. Kendi ayakkabımın aynısını istedim. Zaten ben sezon sonunda almıştım o ayakkabıyı. Şimdi geldi yeni sezon tabii..

Adam tamam biz aynısını isteyelim size haber verelim dediler.. Gittim.. Ertesi gün mağazaya yine uğradım.. Adam aynı ayakkabıdan başka kalmamış dedi..

Haydaa!! E ne yapacaz dedik.. Adam isterseniz sizin kemeri kopmuş ayakkabınızı getirelim dediler. Olur dedim. Ayakkabı tamircisi yapardı onu nitekim.. Eve gittim.

Ertesi gün aradılar sizin ayakkabının iadesi yapımıyormuş dediler. Yine mağazaya gittim. Adam ya yeni bir ayakkabı alın ya da size bir hediye çeki yazayım daha sonra alışveriş yapın dedi..

Yeni ayakkabıyı almak için benim en az 120 lira daha üzerine eklemem gerekiyordu. Tabii o iş olmadı.

Hediye çeki mi yazdırsak falan diye düşünürken ablam para iadesi yapıyor musunuz diye sordu.. Merkeze soruyorlar ona göre yapıyorlarmış.. E dedim sorun bakalım ne diyecekler.. Eve gittim.

Ertesi gün mağazaya yine gittim.. Paramı verin dedim adam hediye çeki yazmak için  beni ikna etmeye çalıştı.. Ben de inat değil mi paramı istedim ısrarla.

Sonunda paramı aldım ve kurtuldum oradan. Az sövmedim ama mağazaya..

Bir de geçen dönem seçim zamanında her yere afiş yapıştırılmıştı. Ben de yağmurlu bir günde dışarı çıkmıştım. O afişleri yapıştırmak için ne iğrenç bir şey kullanıylarsa artık, yağmurla ortaya çıkmıştı ve benim süet kumaşlı pardesüme bulamıştı.. Bir kış, ardından bir yaz temizletmeyi erteledim.. Ama havalar soğuyunca mecbur iş başa düştü.. Bizim buralardaki kuru temizlemecilere güvenmediğim için kalktım büyük bir alışveriş mağazasına gittim.

Tam havalı havalı pardesünün kılıfını çıkardım, lekeleri gösterdim ki, biz bu kumaşı temizlemiyoruz dediler bana!..

Allah Allaaaah!!

Talimatlarında yalnız kuru temizleme yazıyor ama..

Ben de aldım deri satışı ve temizliği yapan bir yere götürdüm. Adam deri temizleyicimiz buna zarar verebilir. Çok göze çarpmayan bir yerinde deneyelim bir şey olmasa her yerine uygularız dedi.. Bekliyorum bakalım.. Arayacaklar, son durumu bildirecekler.. İnşAllah güzel güzel temizlenir de ben de giyebilirim.. :(

Yazı kategorisi: kategoriye karşıyız | 13 Yorum »

Ee daha ne yapayım kardeşim?

Yazan: kadriye Ağustos 31, 2009

Bu güne kötü bir başlangıç yaptım.. Muhammed Emin babamı arıyormuş, telefonu kapalı diye beni aradı.. Saat sabahın 09:30′unda.. Açtım; “Babam evde mi?” diyo!? “Ne bileyim ben? Bir bakayım!” dedim.. Gece bıraktığımda yatağındaydı ama erken gitmiş de olabilirdi nitekim.. Neyse velhasıl ranzanın ikinci katından aşağıya indim (ablam varken ben evin küçüğü olduğum için üst kat bana düşüyordu, o evlendi ama ben alışamadım alt kata bir türlü o yüzden sefasını Hacice sürüyor) ve yatak odasına gittim.. Babam yoktu..

Neyse zor bela bir daha uykuya daldım.. 

Bizim apartman aynı cinste üç birleşik apartmanın biricisi oluyor.. Birileri dış cephe kaplaması yapmayı ev sahiplerine teklif etmiş, ortadaki apartman yani B blok dışında diğer ev sahipleri kabul etmemiş.. Yani bizim B blok kabak gibi ortaya çıkmaya soyundu bu aralar. Bunları neden mi anlatıyorum? Çünkü bugün Pazartesi yani iş günü.. Dolayısıyla inşaat işçileri de bugün işbaşı yaptılar. Matkabın beynimde dönüyormuş hissiyle uyanmak ve bağırıp çağırmaya mecbur bırakıldım.. Önce Muhammed Emin sonra da İnşaat işçileri payların aldılar..  Hatta iskeleyle bizim kata kadar ulaşan işçileri tutup aşağıya itme planları bile yaptım yani..

Nitekim kötü bir şekilde uyanmış ve bu garip güne başlamaya zorlanmış bulunuyordum.. Eee zamanı tutmak mümkün değil..

Canımı şiddetlice sıkacak ve olmayan motivasyonumu bir anda alaşağı edecek bir yığın olay ve birikimlerin kusulmasından sonra, Çengelköydeki kuaförümüze gidecek annem ve ablama takılmaya karar verdim..

Başlangıçta niyetim onları kuaförün kapısında ekip sahilde sakin bir yerlere gitmekti.. Denizi seviyorum ve onu izlerken huzur buluyorum..

Malesef bu sefer denize atlama gibi bir şansım olmayacaktı çünkü moralimi düzeltmek için bir ay önce aldığım ve malesef bir türlü giymemin kısmet olmadığı yeşil ayakkabılarımı giymiştim..

Yolda giderken annem; “Sen de saçını kestirecek misin?” diye sordu.. Benim cevabım normalde; “Tabii ki hayır!” olmalıyken “Evet” deyiverdim..

Kendime inanamıyordum.. Ama yeni ayakkabılar, Çengelköy ve ipek eşarbım motivasyon sağlamadıysa kadınların moralleri bozukken başvurdukları diğer bir formüle başvurmalıydım.. Evet.. Saçlarımı kestirecektim.. Hem de “Ama az kes” diye kuaförün başının etini yemeyecektim.. Ne kadar isersen o kadar kes.. Bütün kırıkları al. Al ki ben de kalbimdekileri tamir etmeye cesaret bulayım..

Kuaför koltuğundan kalktığımda saçlarım bir tutam kalmıştı ama mutluydum.. Güzel olmuştu ve ilk defa kesilen saçlarıma hayıflanmamıştım.. (Şimdilik..)

Sonra hep birlikte sahile gittik ve denize en yakın bankın kenarına oturup güneşin ve denizin beni temizlemesine izin verdim.. Evet.. Sanırım işe yaramıştı..

Eve geldik, ben yeni saçlarımı bir oraya bir buraya savururken evin kahraman kadınları Saliha ve Zehra hanım (ki biri ablam biri annem olur) iftara son 45 dk. kala yapmaya koyuldukları 3 çeşit yemeği vakti geldiğinde masaya yerleştirdiler..

Sofrada kardeşim Muhammed Emin’le yaptığımız ufak çaplı kadın-erkek ayırımı ve çifte standat konulu tartışma (Bu aralar çoook feminist takılıyorum da onu da bir ara yazarım..) bile canımı sıkamamıştı..

Bu gece iftarı arkadaşlarıyla dışarıda geçiren babam akşamın ilerleyen saatlerinde eve geldi.. Onu annem karşıladı..

Beklenen tepki; babam annemin saçlarını kestirdiğini anlamadı.. Ama garip olan işin içine ben girince oldu.. Odamdan çıkıp “Hoş geldin baba” dedim, babamsa; “Oooo!! Perma!!” dedi.. (Zönk!? Perma mı?!)

Annem; “Perma mı? Kadriyenin saçları zaten kıvırcıktır..” dedi.. Babam bozuntuya vermeden; “Boşversene sen..” dedi ve bana sarıldı.. Şaşkındık..

Babam 19 yıllık kızının saçlarının kıvırcık olduğunu unutmuş, namı diğer “hayma saçlı” kızına, “Ooo! Perma!” diyerek acayip büyük bir gaf yapmıştı..

Neyse dedim kendi kendime.. Kocam değil ya umurumda değil!! Ama babam annemin saçlarını da farketmemişti.. Halbuki ne kadar da beğenmiştik yeni kesimini.. Annem görmeden babama annemin saçlarını işaret ederek kestirdiğini anlatmaya çalışıyordum ki babam her zamanki gibi herşeyi biliyormuş edasıyla “Tamam tamam. Anladım.. Daha fazla açıklama yapmana gerek yok” der gibi başını salladı. Ben de işi uzmanına bırakmak için geriye çekildim.. Babam annemin yanına gitti ve “Gençleşmişsin!” dedi.. Annem şaşkındı.. (Farketmesini beklemiyordu.. Hiçbir zaman farketmezdi..) “Nasıl yani?” diye sordu.. Babamsa; “Beyazlar gitmiş!” dedi.. Ağzım açık olanları izliyodum.. Annemin saçlarını boyayalı bir hafta olmuştu neredeyse.. Babam herşeyi berbat etmişti.. Gerisini duymaya tahammül edemeyeğim için odadan ayrıldım..

Ben “Ben olmasam var ya babaaa!!” diye düşünürken adam kızına yaptığından da büyük bir gaf yaptı.. Tabii annem için değil.. O en azından bir değişiklik olduğunu farketti diye düşünüyor..

Bunların hepsine son noktayı koyansa, kül kedisinin eve dönüş saatini hatırlaması gibi yarın misafirliğe gelecek olan 5 ailenin hazırlıklarını yapmamız gerektiğini babamdan bir tesadüf eseri öğrememiz oldu.. Evet balo bitti.. Yeni saç modelimle okumam gerktiği halde okumadığım 6 kitaba melül melül bakarak yer silecem, banyo temizleyecem ve misafirlere aslında ne kadar yorgun ve baskı altında olduğumu belli etmeyecem..

Yazı kategorisi: kategoriye karşıyız | 15 Yorum »

Bizim Muhammed Emin..

Yazan: kadriye Ağustos 28, 2009

music_II_by_asmo0o

Ablam; “Sen de mi müzik dinleyerek yazıyorsun bloguna?”

Ben; “Bazı müzikler var bana yazı yazdıran.. Onları dinliyorum”

Muhammed Emin; “Ya böyle müzikler dinleyerek hüzünlü havaya sokuyorsunuz kendinizi.. İyi misiniz siz yaa?”

Dudaktan Kalbe dizisinin müziklerinden birini dinliyordum.. Evet belki hüzünlü müzikler dinleyerek havaya giriyoruz… Bu kötü birşey mi yani? Hıhh?!

Yazı kategorisi: Bizimkiler | 3 Yorum »

Meraklısına Türkçesiyle..

Yazan: kadriye Ağustos 16, 2009

 

Muhammed Nebimiz
Nuruyla rehberimiz
Nuruyla parladı Mekke’den Medine’ye
Onun gibi ibadet edip, onun gibi davranan
Onu izleyen, şefaatine nail olan ne bahtiyardır

imamımız, emin olan
Tüm müslümanların velisi
Abdullah’ın oğlu sevgili Muhammed
Bütün vahiy tamamlanmış ve Sevgili kokuyla mühürlenmiş
Bütün yaşamımda, ve rüyalarımda senin izinde olmayi niyaz ettim.

Hayatımın ilk anında, ailemin Onun üzerine dua ettiklerini duydum.
Allahım, Muhammed’e salat ve selam eyle
O(Allah) bana dinimi sevdirdi, huzur bahşetti ve O’nun sevgisini verdi.
Allahım, Muhammed’e salat ve selam eyle
Allahım, Muhammed’e salat ve selam eyle

Seni rüyalarımda görebilsem… Ya Rasulullah
To Omzuna dayanıp ağlayıp, uyuyabilsem… Ey sevgili Allahım
Senin dostlarını görmek bana şeref verdi
Senin yolundan gidenleri izlemek
Senin himayeni aramak

Muhammed Nebimiz
Nuruyla rehberimiz
Nuruyla parladı Mekke’den Medine’ye
Ey sevgili Taha, sen pisliklerden kurtarıcısın.
Sen birkaç günde bizim dünyaya bakışımızı değiştirdin
Onun gibi ibadet edip, onun gibi davranan
Onu izleyen, şefaatine nail olan ne bahtiyardır

Çeviri: Şeyma Mert          (Sağol Şeyma abla :D )

Yazı kategorisi: kategoriye karşıyız | 10 Yorum »

Süperman Aranıyor…

Yazan: kadriye Ağustos 10, 2009

superman_sketch_by_tyrannus

Süperman’ın telefon numaraını bilen var mı? Ya da yardım istemek için nasıl bağırmak gerekiyordu bilen? Yardım edin, yangın var, imadaaat? Hangisi? İnternet falan kullanıyor mudur acaba yoksa telepatik mi çalışıyor?

Aaa! Boşver bunlar bir işe yaramıyor.. Her zaman olduğundan daha fazla yanımdaymış hissi veriyor ama bu yangın her zamankinden daha şiddetli… Oyurduğum yerden yanmayı bekliyorum.. Tabi önce duman beni zehirlemezse..

Aaa tabii kötü adamları nasıl unuttum? Bir yandan onlar da cımbızla etlerimi koparıyorlar, koparıyor ve yere atıyorlar! Yemiyorlar bile..

İMDAAAAT!!!

Yazı kategorisi: kategoriye karşıyız | 2 Yorum »

Üşüdüm..

Yazan: kadriye Temmuz 16, 2009

1184075641draganized1

Pazartesinden beri B. Hocanın verdiği ktaplar beynimi meşgul ediyordu. Seneye vereceğim Metod dersi için müfredat hazırlayacağız Perşembe günü..

Pazartesi toplantıdan eve gelince kitapları üst katta koltuğun üzerine güzelce dizdim.. Çalışma yeri olarak burayı seçmiştim.. Evde hiç çalışmamışım gibi geldi.. Çalıştım mı ki?

Pazartesi kitapları sadece dizdim tabii. Salı klübe derse gittim ama o gece de orada kalınacakmış.. Geceyi evden dışarıda bir yerde geçirmek artık içimi daraltsa da cebren ve hileyle kaldık işte.. Böylece eve ancak Çarşamba günü saat 4′te gelebildim.

Ders çalışma vakti! diye içimden geçiriyordum ki Fatma ve Nazlı’nın ziyarete gelecekleri aklıma geldi..

Ama maddi ve manevi ne kadar da yorgundum.. Gece çok geç yatmıştım, kızlarla konuştuk, Kokoloji oynadık falan filan..

Bir de..

Babam bu sene de hacca gidecek.. Çevremde hacca gidecek olanlar vardı ama evden birisi ya da benim Kabe ile yanyana gördüğüm insanlardan birisinin gitmesi canımı acıtıyordu.. Zaten ölüm fikri beynimde dolanıp duruyordu, bir motive kaynağı oluyordu sevdiğimle bu dünyanın çirkefliğinden kurtulma duygusu..Bunu sevgiliyle buluşma olarak kaç defa kafamda tasarlayıp, kaç gece hayalini kurdum bilmem..

Ama saat 6 buçuğa kadar misafirlerimle ilgilendim.. Daha sonrasını da aklımca dilenme saati ilan ettim kendime..

Velhasıl akşam namazından sonra sonunda üst katta 12 kitap ve ben boğuşmaya başlamıştık..

Ama saat 24 olunca gözlerimi tutamaz olmuştum.. Toplantı yarındı ama en azından kitaplar hakkında fikrim vardı.. Herhalde yarın da paçayı kurtarabilirdim..

Nihayet yatağıma geldiğimde her akşam almaya alışkın olduğum iyi geceler mesajlarımı aldım ve gözlerimi kapattım..

Uykuya bir adım kalmıştı ki telefonuma mesaj geldi.. Hatice abla “Uyuyor musun?” diyordu.. Herhalde yarınki toplantıyla ilgili birşey söyleyecek dedim ve aradım..

Hatice ablanın sesi önce kesik kesik geliyordu.. Sesini tam alabildiğimde hıçkırıklarına karışan şu sözlerini duydum; “Ayşa Seferoğlu vefat etti! Karşıdan karşıya geçerken araba çarpmış. Ben de haber vereyim dedim..”

Daha sonra cenazesinin Göztepe hastanesinde olduğunu öğrendim ve fazla bir teselli veremeden telefonu kapattım..

Bir anda içim ürpermişti.. Ayşe abla.. 

Hatice ablanın dediğine göre kaza anını canlandırdım kafamda.. Sonra şimdiki durumunu; morgta üzerinde yeşil bir örtüyle yatıyor.. 

Bu üşünceler kanımı dondurmuştu.. Sağ tarafım üzere yattım. Sonra aklıma birşeyler okumak geldi.. Yatağımda oturup önce Fatiha sonra da Nebe surelerini ezberimden okudum. 

Uyuyamıyordum.. Yarım saat önce yastık hayalerinin uçuştuğu zihnimde şimdi Ayşe ablanın ne yapıyor olabileceği geziniyordu..

Acaba o da benim kadar korkuyor muydu? Aklıma kötü şeyler getirmek istemiyordum.. Ama istemeden hayalimde canlandırdığım Ayşe abla ben oluveriyordum..

Bunca gece ölümü hayal ederek uyumama karşın bu gece ölümün yakınlığı içimi ürpertiyordu.. Ve benim hayallerimde sevdiğimden ayrı bir ölüm biçimine yer yoktu..

Bir trafik kazasında ölmek.. Bunu düşünmek istemiyordum.. Kabe’den önce savaş meydanında öldüğümü düşünürdüm, bir yıldır da Kara gözlü yarimin ayakucunda..

Zihnim bu ölüm düşüncesine öyle kapılmıştı ki içinden çıkmak için gözlerimi açtım.. Kendime baktım. Burada yatağımda yatıyordum. Kafamda çizdiğim otoyol, hastane ve morgtan çok uzakta, yatağımdaydım.. Sahi yaşıyor muydum?

Sağıma, soluma döndüm.. Yatağımda debelenip durdum.. Kısa süreli uykuya dalışlarımdan hızla uyandığımda, kendimi yatağımın bir köşesinde iki büklüm olmuş, sanki kıpırdarsam kıyamet kopacakmış gibi kasılmış bir şekilde buluyordum..

Korkuyordum…

Ama yine de sabah olmuştu.. Klübe derse gitmem gerekiyordu.. Sonra eve gelir ve biraz dinlenirim diye düşündüm..

Toplantı da iptal edilmişti zaten…

(Allah Ayşe Abla’ya, onun tüm ölmüşlerine ve sevdiklerinin ölmüşlerine rahmet etsin..Ruhları şadolsun..)

Yazı kategorisi: kategoriye karşıyız | 2 Yorum »