
Pazartesinden beri B. Hocanın verdiği ktaplar beynimi meşgul ediyordu. Seneye vereceğim Metod dersi için müfredat hazırlayacağız Perşembe günü..
Pazartesi toplantıdan eve gelince kitapları üst katta koltuğun üzerine güzelce dizdim.. Çalışma yeri olarak burayı seçmiştim.. Evde hiç çalışmamışım gibi geldi.. Çalıştım mı ki?
Pazartesi kitapları sadece dizdim tabii. Salı klübe derse gittim ama o gece de orada kalınacakmış.. Geceyi evden dışarıda bir yerde geçirmek artık içimi daraltsa da cebren ve hileyle kaldık işte.. Böylece eve ancak Çarşamba günü saat 4′te gelebildim.
Ders çalışma vakti! diye içimden geçiriyordum ki Fatma ve Nazlı’nın ziyarete gelecekleri aklıma geldi..
Ama maddi ve manevi ne kadar da yorgundum.. Gece çok geç yatmıştım, kızlarla konuştuk, Kokoloji oynadık falan filan..
Bir de..
Babam bu sene de hacca gidecek.. Çevremde hacca gidecek olanlar vardı ama evden birisi ya da benim Kabe ile yanyana gördüğüm insanlardan birisinin gitmesi canımı acıtıyordu.. Zaten ölüm fikri beynimde dolanıp duruyordu, bir motive kaynağı oluyordu sevdiğimle bu dünyanın çirkefliğinden kurtulma duygusu..Bunu sevgiliyle buluşma olarak kaç defa kafamda tasarlayıp, kaç gece hayalini kurdum bilmem..
Ama saat 6 buçuğa kadar misafirlerimle ilgilendim.. Daha sonrasını da aklımca dilenme saati ilan ettim kendime..
Velhasıl akşam namazından sonra sonunda üst katta 12 kitap ve ben boğuşmaya başlamıştık..
Ama saat 24 olunca gözlerimi tutamaz olmuştum.. Toplantı yarındı ama en azından kitaplar hakkında fikrim vardı.. Herhalde yarın da paçayı kurtarabilirdim..
Nihayet yatağıma geldiğimde her akşam almaya alışkın olduğum iyi geceler mesajlarımı aldım ve gözlerimi kapattım..
Uykuya bir adım kalmıştı ki telefonuma mesaj geldi.. Hatice abla “Uyuyor musun?” diyordu.. Herhalde yarınki toplantıyla ilgili birşey söyleyecek dedim ve aradım..
Hatice ablanın sesi önce kesik kesik geliyordu.. Sesini tam alabildiğimde hıçkırıklarına karışan şu sözlerini duydum; “Ayşa Seferoğlu vefat etti! Karşıdan karşıya geçerken araba çarpmış. Ben de haber vereyim dedim..”
…
Daha sonra cenazesinin Göztepe hastanesinde olduğunu öğrendim ve fazla bir teselli veremeden telefonu kapattım..
Bir anda içim ürpermişti.. Ayşe abla..
Hatice ablanın dediğine göre kaza anını canlandırdım kafamda.. Sonra şimdiki durumunu; morgta üzerinde yeşil bir örtüyle yatıyor..
Bu üşünceler kanımı dondurmuştu.. Sağ tarafım üzere yattım. Sonra aklıma birşeyler okumak geldi.. Yatağımda oturup önce Fatiha sonra da Nebe surelerini ezberimden okudum.
Uyuyamıyordum.. Yarım saat önce yastık hayalerinin uçuştuğu zihnimde şimdi Ayşe ablanın ne yapıyor olabileceği geziniyordu..
Acaba o da benim kadar korkuyor muydu? Aklıma kötü şeyler getirmek istemiyordum.. Ama istemeden hayalimde canlandırdığım Ayşe abla ben oluveriyordum..
Bunca gece ölümü hayal ederek uyumama karşın bu gece ölümün yakınlığı içimi ürpertiyordu.. Ve benim hayallerimde sevdiğimden ayrı bir ölüm biçimine yer yoktu..
Bir trafik kazasında ölmek.. Bunu düşünmek istemiyordum.. Kabe’den önce savaş meydanında öldüğümü düşünürdüm, bir yıldır da Kara gözlü yarimin ayakucunda..
Zihnim bu ölüm düşüncesine öyle kapılmıştı ki içinden çıkmak için gözlerimi açtım.. Kendime baktım. Burada yatağımda yatıyordum. Kafamda çizdiğim otoyol, hastane ve morgtan çok uzakta, yatağımdaydım.. Sahi yaşıyor muydum?
Sağıma, soluma döndüm.. Yatağımda debelenip durdum.. Kısa süreli uykuya dalışlarımdan hızla uyandığımda, kendimi yatağımın bir köşesinde iki büklüm olmuş, sanki kıpırdarsam kıyamet kopacakmış gibi kasılmış bir şekilde buluyordum..
Korkuyordum…
Ama yine de sabah olmuştu.. Klübe derse gitmem gerekiyordu.. Sonra eve gelir ve biraz dinlenirim diye düşündüm..
Toplantı da iptal edilmişti zaten…
(Allah Ayşe Abla’ya, onun tüm ölmüşlerine ve sevdiklerinin ölmüşlerine rahmet etsin..Ruhları şadolsun..)