Noluyo yaa?

freak_by_imamon

Garip.. Bu günlerde çok garip hadiselerle karşılaşıyorum..

Ünlü bir ayakkabı mağazasından alışveriş yapmıştım.. (Adını söylemeyim şimdi reklam olmasın :D )

Ayak bileğini kavrayan bir kemeri vardı. Bir gün kemeri ayakkabıya bağlayan lastik koptu.. Ben de hava yapacam ya.. Götürdüm aldığım yere verdim tamir etsinler diye. Adamlar ayakkabıyı aldılar. Bir hafta geçti aradım henüz tamir edilmedi dediler. Sadece bir lastiği yerine takacaklardı o kadar nesini yapamadılar anlayamamıştım. Sonra bir hafta daha geçti..

Bana verdikleri fişin üzerinde maksimum tamir süresi 15 gün yazıyordu. Aradım daha gelmedi dediler.. 15 günü de geçti aradım, mağazaya gittim konuştum yok.. Ayakkabınız daha gelmedi diyor adamlar.. Allah Allah..

On defa telefon numarası bıraktım ayakkabı gelince haber versinler diye.. En sonunda mağaza adına bir mesaj aldım. Ayakkbımı alma hevesiyle mağazaya gittim adam bana; ” Hanım efendi sizin ayakkabınızın tamiri mümkün olmuyormuş. İsterseniz ürünün aynısını getirelim isteseniz aynı ücrette başka bir ürünü alabilirsiniz” demez mi?

Yahu altı üstü bir ayakkabı lastiğini yerine takacaklardı. Elimde bile dikebilirdim ben onu da işte Allah kahretmesin hava yapasım tuttu..

Ayakkabıyı çok beğenmiştim. Kendi ayakkabımın aynısını istedim. Zaten ben sezon sonunda almıştım o ayakkabıyı. Şimdi geldi yeni sezon tabii..

Adam tamam biz aynısını isteyelim size haber verelim dediler.. Gittim.. Ertesi gün mağazaya yine uğradım.. Adam aynı ayakkabıdan başka kalmamış dedi..

Haydaa!! E ne yapacaz dedik.. Adam isterseniz sizin kemeri kopmuş ayakkabınızı getirelim dediler. Olur dedim. Ayakkabı tamircisi yapardı onu nitekim.. Eve gittim.

Ertesi gün aradılar sizin ayakkabının iadesi yapımıyormuş dediler. Yine mağazaya gittim. Adam ya yeni bir ayakkabı alın ya da size bir hediye çeki yazayım daha sonra alışveriş yapın dedi..

Yeni ayakkabıyı almak için benim en az 120 lira daha üzerine eklemem gerekiyordu. Tabii o iş olmadı.

Hediye çeki mi yazdırsak falan diye düşünürken ablam para iadesi yapıyor musunuz diye sordu.. Merkeze soruyorlar ona göre yapıyorlarmış.. E dedim sorun bakalım ne diyecekler.. Eve gittim.

Ertesi gün mağazaya yine gittim.. Paramı verin dedim adam hediye çeki yazmak için  beni ikna etmeye çalıştı.. Ben de inat değil mi paramı istedim ısrarla.

Sonunda paramı aldım ve kurtuldum oradan. Az sövmedim ama mağazaya..

Bir de geçen dönem seçim zamanında her yere afiş yapıştırılmıştı. Ben de yağmurlu bir günde dışarı çıkmıştım. O afişleri yapıştırmak için ne iğrenç bir şey kullanıylarsa artık, yağmurla ortaya çıkmıştı ve benim süet kumaşlı pardesüme bulamıştı.. Bir kış, ardından bir yaz temizletmeyi erteledim.. Ama havalar soğuyunca mecbur iş başa düştü.. Bizim buralardaki kuru temizlemecilere güvenmediğim için kalktım büyük bir alışveriş mağazasına gittim.

Tam havalı havalı pardesünün kılıfını çıkardım, lekeleri gösterdim ki, biz bu kumaşı temizlemiyoruz dediler bana!..

Allah Allaaaah!!

Talimatlarında yalnız kuru temizleme yazıyor ama..

Ben de aldım deri satışı ve temizliği yapan bir yere götürdüm. Adam deri temizleyicimiz buna zarar verebilir. Çok göze çarpmayan bir yerinde deneyelim bir şey olmasa her yerine uygularız dedi.. Bekliyorum bakalım.. Arayacaklar, son durumu bildirecekler.. İnşAllah güzel güzel temizlenir de ben de giyebilirim.. :(

Ee daha ne yapayım kardeşim?

Bu güne kötü bir başlangıç yaptım.. Muhammed Emin babamı arıyormuş, telefonu kapalı diye beni aradı.. Saat sabahın 09:30′unda.. Açtım; “Babam evde mi?” diyo!? “Ne bileyim ben? Bir bakayım!” dedim.. Gece bıraktığımda yatağındaydı ama erken gitmiş de olabilirdi nitekim.. Neyse velhasıl ranzanın ikinci katından aşağıya indim (ablam varken ben evin küçüğü olduğum için üst kat bana düşüyordu, o evlendi ama ben alışamadım alt kata bir türlü o yüzden sefasını Hacice sürüyor) ve yatak odasına gittim.. Babam yoktu..

Neyse zor bela bir daha uykuya daldım.. 

Bizim apartman aynı cinste üç birleşik apartmanın biricisi oluyor.. Birileri dış cephe kaplaması yapmayı ev sahiplerine teklif etmiş, ortadaki apartman yani B blok dışında diğer ev sahipleri kabul etmemiş.. Yani bizim B blok kabak gibi ortaya çıkmaya soyundu bu aralar. Bunları neden mi anlatıyorum? Çünkü bugün Pazartesi yani iş günü.. Dolayısıyla inşaat işçileri de bugün işbaşı yaptılar. Matkabın beynimde dönüyormuş hissiyle uyanmak ve bağırıp çağırmaya mecbur bırakıldım.. Önce Muhammed Emin sonra da İnşaat işçileri payların aldılar..  Hatta iskeleyle bizim kata kadar ulaşan işçileri tutup aşağıya itme planları bile yaptım yani..

Nitekim kötü bir şekilde uyanmış ve bu garip güne başlamaya zorlanmış bulunuyordum.. Eee zamanı tutmak mümkün değil..

Canımı şiddetlice sıkacak ve olmayan motivasyonumu bir anda alaşağı edecek bir yığın olay ve birikimlerin kusulmasından sonra, Çengelköydeki kuaförümüze gidecek annem ve ablama takılmaya karar verdim..

Başlangıçta niyetim onları kuaförün kapısında ekip sahilde sakin bir yerlere gitmekti.. Denizi seviyorum ve onu izlerken huzur buluyorum..

Malesef bu sefer denize atlama gibi bir şansım olmayacaktı çünkü moralimi düzeltmek için bir ay önce aldığım ve malesef bir türlü giymemin kısmet olmadığı yeşil ayakkabılarımı giymiştim..

Yolda giderken annem; “Sen de saçını kestirecek misin?” diye sordu.. Benim cevabım normalde; “Tabii ki hayır!” olmalıyken “Evet” deyiverdim..

Kendime inanamıyordum.. Ama yeni ayakkabılar, Çengelköy ve ipek eşarbım motivasyon sağlamadıysa kadınların moralleri bozukken başvurdukları diğer bir formüle başvurmalıydım.. Evet.. Saçlarımı kestirecektim.. Hem de “Ama az kes” diye kuaförün başının etini yemeyecektim.. Ne kadar isersen o kadar kes.. Bütün kırıkları al. Al ki ben de kalbimdekileri tamir etmeye cesaret bulayım..

Kuaför koltuğundan kalktığımda saçlarım bir tutam kalmıştı ama mutluydum.. Güzel olmuştu ve ilk defa kesilen saçlarıma hayıflanmamıştım.. (Şimdilik..)

Sonra hep birlikte sahile gittik ve denize en yakın bankın kenarına oturup güneşin ve denizin beni temizlemesine izin verdim.. Evet.. Sanırım işe yaramıştı..

Eve geldik, ben yeni saçlarımı bir oraya bir buraya savururken evin kahraman kadınları Saliha ve Zehra hanım (ki biri ablam biri annem olur) iftara son 45 dk. kala yapmaya koyuldukları 3 çeşit yemeği vakti geldiğinde masaya yerleştirdiler..

Sofrada kardeşim Muhammed Emin’le yaptığımız ufak çaplı kadın-erkek ayırımı ve çifte standat konulu tartışma (Bu aralar çoook feminist takılıyorum da onu da bir ara yazarım..) bile canımı sıkamamıştı..

Bu gece iftarı arkadaşlarıyla dışarıda geçiren babam akşamın ilerleyen saatlerinde eve geldi.. Onu annem karşıladı..

Beklenen tepki; babam annemin saçlarını kestirdiğini anlamadı.. Ama garip olan işin içine ben girince oldu.. Odamdan çıkıp “Hoş geldin baba” dedim, babamsa; “Oooo!! Perma!!” dedi.. (Zönk!? Perma mı?!)

Annem; “Perma mı? Kadriyenin saçları zaten kıvırcıktır..” dedi.. Babam bozuntuya vermeden; “Boşversene sen..” dedi ve bana sarıldı.. Şaşkındık..

Babam 19 yıllık kızının saçlarının kıvırcık olduğunu unutmuş, namı diğer “hayma saçlı” kızına, “Ooo! Perma!” diyerek acayip büyük bir gaf yapmıştı..

Neyse dedim kendi kendime.. Kocam değil ya umurumda değil!! Ama babam annemin saçlarını da farketmemişti.. Halbuki ne kadar da beğenmiştik yeni kesimini.. Annem görmeden babama annemin saçlarını işaret ederek kestirdiğini anlatmaya çalışıyordum ki babam her zamanki gibi herşeyi biliyormuş edasıyla “Tamam tamam. Anladım.. Daha fazla açıklama yapmana gerek yok” der gibi başını salladı. Ben de işi uzmanına bırakmak için geriye çekildim.. Babam annemin yanına gitti ve “Gençleşmişsin!” dedi.. Annem şaşkındı.. (Farketmesini beklemiyordu.. Hiçbir zaman farketmezdi..) “Nasıl yani?” diye sordu.. Babamsa; “Beyazlar gitmiş!” dedi.. Ağzım açık olanları izliyodum.. Annemin saçlarını boyayalı bir hafta olmuştu neredeyse.. Babam herşeyi berbat etmişti.. Gerisini duymaya tahammül edemeyeğim için odadan ayrıldım..

Ben “Ben olmasam var ya babaaa!!” diye düşünürken adam kızına yaptığından da büyük bir gaf yaptı.. Tabii annem için değil.. O en azından bir değişiklik olduğunu farketti diye düşünüyor..

Bunların hepsine son noktayı koyansa, kül kedisinin eve dönüş saatini hatırlaması gibi yarın misafirliğe gelecek olan 5 ailenin hazırlıklarını yapmamız gerektiğini babamdan bir tesadüf eseri öğrememiz oldu.. Evet balo bitti.. Yeni saç modelimle okumam gerktiği halde okumadığım 6 kitaba melül melül bakarak yer silecem, banyo temizleyecem ve misafirlere aslında ne kadar yorgun ve baskı altında olduğumu belli etmeyecem..

Bizim Muhammed Emin..

music_II_by_asmo0o

Ablam; “Sen de mi müzik dinleyerek yazıyorsun bloguna?”

Ben; “Bazı müzikler var bana yazı yazdıran.. Onları dinliyorum”

Muhammed Emin; “Ya böyle müzikler dinleyerek hüzünlü havaya sokuyorsunuz kendinizi.. İyi misiniz siz yaa?”

Dudaktan Kalbe dizisinin müziklerinden birini dinliyordum.. Evet belki hüzünlü müzikler dinleyerek havaya giriyoruz… Bu kötü birşey mi yani? Hıhh?!

Meraklısına Türkçesiyle..

 

Muhammed Nebimiz
Nuruyla rehberimiz
Nuruyla parladı Mekke’den Medine’ye
Onun gibi ibadet edip, onun gibi davranan
Onu izleyen, şefaatine nail olan ne bahtiyardır

imamımız, emin olan
Tüm müslümanların velisi
Abdullah’ın oğlu sevgili Muhammed
Bütün vahiy tamamlanmış ve Sevgili kokuyla mühürlenmiş
Bütün yaşamımda, ve rüyalarımda senin izinde olmayi niyaz ettim.

Hayatımın ilk anında, ailemin Onun üzerine dua ettiklerini duydum.
Allahım, Muhammed’e salat ve selam eyle
O(Allah) bana dinimi sevdirdi, huzur bahşetti ve O’nun sevgisini verdi.
Allahım, Muhammed’e salat ve selam eyle
Allahım, Muhammed’e salat ve selam eyle

Seni rüyalarımda görebilsem… Ya Rasulullah
To Omzuna dayanıp ağlayıp, uyuyabilsem… Ey sevgili Allahım
Senin dostlarını görmek bana şeref verdi
Senin yolundan gidenleri izlemek
Senin himayeni aramak

Muhammed Nebimiz
Nuruyla rehberimiz
Nuruyla parladı Mekke’den Medine’ye
Ey sevgili Taha, sen pisliklerden kurtarıcısın.
Sen birkaç günde bizim dünyaya bakışımızı değiştirdin
Onun gibi ibadet edip, onun gibi davranan
Onu izleyen, şefaatine nail olan ne bahtiyardır

Çeviri: Şeyma Mert          (Sağol Şeyma abla :D )

Süperman Aranıyor…

superman_sketch_by_tyrannus

Süperman’ın telefon numaraını bilen var mı? Ya da yardım istemek için nasıl bağırmak gerekiyordu bilen? Yardım edin, yangın var, imadaaat? Hangisi? İnternet falan kullanıyor mudur acaba yoksa telepatik mi çalışıyor?

Aaa! Boşver bunlar bir işe yaramıyor.. Her zaman olduğundan daha fazla yanımdaymış hissi veriyor ama bu yangın her zamankinden daha şiddetli… Oyurduğum yerden yanmayı bekliyorum.. Tabi önce duman beni zehirlemezse..

Aaa tabii kötü adamları nasıl unuttum? Bir yandan onlar da cımbızla etlerimi koparıyorlar, koparıyor ve yere atıyorlar! Yemiyorlar bile..

İMDAAAAT!!!

Üşüdüm..

1184075641draganized1

Pazartesinden beri B. Hocanın verdiği ktaplar beynimi meşgul ediyordu. Seneye vereceğim Metod dersi için müfredat hazırlayacağız Perşembe günü..

Pazartesi toplantıdan eve gelince kitapları üst katta koltuğun üzerine güzelce dizdim.. Çalışma yeri olarak burayı seçmiştim.. Evde hiç çalışmamışım gibi geldi.. Çalıştım mı ki?

Pazartesi kitapları sadece dizdim tabii. Salı klübe derse gittim ama o gece de orada kalınacakmış.. Geceyi evden dışarıda bir yerde geçirmek artık içimi daraltsa da cebren ve hileyle kaldık işte.. Böylece eve ancak Çarşamba günü saat 4′te gelebildim.

Ders çalışma vakti! diye içimden geçiriyordum ki Fatma ve Nazlı’nın ziyarete gelecekleri aklıma geldi..

Ama maddi ve manevi ne kadar da yorgundum.. Gece çok geç yatmıştım, kızlarla konuştuk, Kokoloji oynadık falan filan..

Bir de..

Babam bu sene de hacca gidecek.. Çevremde hacca gidecek olanlar vardı ama evden birisi ya da benim Kabe ile yanyana gördüğüm insanlardan birisinin gitmesi canımı acıtıyordu.. Zaten ölüm fikri beynimde dolanıp duruyordu, bir motive kaynağı oluyordu sevdiğimle bu dünyanın çirkefliğinden kurtulma duygusu..Bunu sevgiliyle buluşma olarak kaç defa kafamda tasarlayıp, kaç gece hayalini kurdum bilmem..

Ama saat 6 buçuğa kadar misafirlerimle ilgilendim.. Daha sonrasını da aklımca dilenme saati ilan ettim kendime..

Velhasıl akşam namazından sonra sonunda üst katta 12 kitap ve ben boğuşmaya başlamıştık..

Ama saat 24 olunca gözlerimi tutamaz olmuştum.. Toplantı yarındı ama en azından kitaplar hakkında fikrim vardı.. Herhalde yarın da paçayı kurtarabilirdim..

Nihayet yatağıma geldiğimde her akşam almaya alışkın olduğum iyi geceler mesajlarımı aldım ve gözlerimi kapattım..

Uykuya bir adım kalmıştı ki telefonuma mesaj geldi.. Hatice abla “Uyuyor musun?” diyordu.. Herhalde yarınki toplantıyla ilgili birşey söyleyecek dedim ve aradım..

Hatice ablanın sesi önce kesik kesik geliyordu.. Sesini tam alabildiğimde hıçkırıklarına karışan şu sözlerini duydum; “Ayşa Seferoğlu vefat etti! Karşıdan karşıya geçerken araba çarpmış. Ben de haber vereyim dedim..”

Daha sonra cenazesinin Göztepe hastanesinde olduğunu öğrendim ve fazla bir teselli veremeden telefonu kapattım..

Bir anda içim ürpermişti.. Ayşe abla.. 

Hatice ablanın dediğine göre kaza anını canlandırdım kafamda.. Sonra şimdiki durumunu; morgta üzerinde yeşil bir örtüyle yatıyor.. 

Bu üşünceler kanımı dondurmuştu.. Sağ tarafım üzere yattım. Sonra aklıma birşeyler okumak geldi.. Yatağımda oturup önce Fatiha sonra da Nebe surelerini ezberimden okudum. 

Uyuyamıyordum.. Yarım saat önce yastık hayalerinin uçuştuğu zihnimde şimdi Ayşe ablanın ne yapıyor olabileceği geziniyordu..

Acaba o da benim kadar korkuyor muydu? Aklıma kötü şeyler getirmek istemiyordum.. Ama istemeden hayalimde canlandırdığım Ayşe abla ben oluveriyordum..

Bunca gece ölümü hayal ederek uyumama karşın bu gece ölümün yakınlığı içimi ürpertiyordu.. Ve benim hayallerimde sevdiğimden ayrı bir ölüm biçimine yer yoktu..

Bir trafik kazasında ölmek.. Bunu düşünmek istemiyordum.. Kabe’den önce savaş meydanında öldüğümü düşünürdüm, bir yıldır da Kara gözlü yarimin ayakucunda..

Zihnim bu ölüm düşüncesine öyle kapılmıştı ki içinden çıkmak için gözlerimi açtım.. Kendime baktım. Burada yatağımda yatıyordum. Kafamda çizdiğim otoyol, hastane ve morgtan çok uzakta, yatağımdaydım.. Sahi yaşıyor muydum?

Sağıma, soluma döndüm.. Yatağımda debelenip durdum.. Kısa süreli uykuya dalışlarımdan hızla uyandığımda, kendimi yatağımın bir köşesinde iki büklüm olmuş, sanki kıpırdarsam kıyamet kopacakmış gibi kasılmış bir şekilde buluyordum..

Korkuyordum…

Ama yine de sabah olmuştu.. Klübe derse gitmem gerekiyordu.. Sonra eve gelir ve biraz dinlenirim diye düşündüm..

Toplantı da iptal edilmişti zaten…

(Allah Ayşe Abla’ya, onun tüm ölmüşlerine ve sevdiklerinin ölmüşlerine rahmet etsin..Ruhları şadolsun..)

Are You Manyak?!

Rukiye abla Umreden geldi.. (Üç nokta)

Orada da bir sapık dadanmış buna. Gece telefon çalınca o da babasına vermiş. Babası arap olan sapığa anlasın diye ”Are you Manyak?” diye bağırmış..

Bu kelimeyi duyuduğumda önce güldüm. Ardından Rukiye ablanın anlatımı, kahkaha sesleri kulağımda boğulmaya başladı. Bir anda kendi dünyama girdim adeta..

Ağzımda tekrar etmeye başladım; “Are you manyak Kadriye?”

Herşeyi bilerken, başkalarına anlatırken ne oluyor da hala aynı şeyleri yapmaya devam ediyorsun?

Walla kendimden korkuyorum. İnsanlar da korkmalı bence.. Evet korkun benden!!

Birçok insan benimle konuşmak için can atıyor.. İçleri rahatlıyormuş..

Ya walla benim ki de çok rahatlıyor sizinle konuşunca.. Öyle bir kabarıyor ki göğsüm sormayın.. Kocaman oluyorum bir anda..

Değişk şeyler yapıyorum, değişik giyiniyorum, değişik konuşuyor ve değişik düşünüyorum..

Fatma abla diyor ki; “Senin gibi bir sürü insan var. Artık normal olanlar ilginç oluyor..”

Haftasonu babama; “İnsanlarla aramda bir problem yaşadığımda mutlu olamıyorum. Birisiyle aram bozuksa yaşayamıyorum” dedim. Babam da “Bu lider kişilikli insanların özelliğidir. Böyle kişilikler, insanları kontrolleri altına alamadıklarında mutsuz olurlar..” dedi..

Ben da acı acı güldüm..

Şimdi bunları yaıyorum ya, etrafımda bir sürü olay dönüyor. Bir veli geldi..

Annesi ameliyat olmuş. O da sofiymiş ama biraz zayıfmış herhalde itikadı. Ameliyat esnasında Gavs Hz.’ni görmüş doktorların yanında. O da kadıncağızı ameliyat etmiş..

Diyorum ki; “Ben de ameliyat oluyorum. Bu insanlar, imtihanlar, buhranlar vs. doktorumun yardımcıları. Başhekim de nefsimdeki uru alıyor. Ara sıra neşter falan istiyor yardımcılarından, bazen o yardımcılar akan kanı siliyor, bazen iğne yapıyorlar bana.. Ama onlara bunların hepisni Başhekim talimat veriyor”..

Eğer bu bir ameliyatsa bana düşen hiç kıpırdamadan, sedyenin üzerinde yatmak sanırım. Ben çırpındıkça kan sıçrıyor etrafımdakilere..

Halbuki Hz. İsmail (a.s.) babasından onu bağlamasını istemişti, kurban edileceğini öğrenince. “Babacım; ellerimi ve ayaklarımı bağlayın ki can havliyle çırpnırsam kanım üzerinize sıçramasın” demişti ya..

Çırpınıp duruyorsun işte.. Manyak açık yarayla nereye gitmeye çalışıyorsun? İki adımda yeri öpresin.. Bırak da ameliyat bitsin..

Hala ne çırpınıyorsun? Are you Manyak?

WARNING_a_homicidal_maniac_by_Sandersk

Yuh!!

Henüz bırakalı çok olmadı ama ben bu öğrencileri anlamıyorum yaa!!

Şu iki haftada beni hasta etmeyi başarabildiler yani!!

Cem’an acayip bir sevgi patlaması yaşıyoruz. Ama bilinen türden değil.  Şöyle açıklayım; bizi kendi odamızda; “Ya biz bunların sevgilisi miyiz, hocası mı?” dedirtecek dercede..

Öyle ki hanımlar istiyorlar ki, biz onlara mal olalım, el ele,  göz göze dolaşalım, Kabe kavseyn ev edna olalım!!

Bu birde benim görebildiğim kısım. Dökülünce ortya çok daha ilginç şeyler çıktı. B. hocayı severler derneği, K. hocayı severler deneği falan kurmuşlar.. Bir de bir hocayı eğer iki veya daha fazla kişi seviyorsa kavga çıkıyormuş. Ne yapalım ne yapalım demişler, çözümü haftayı günlere bölerek sırayla hocayı sahiplenmekte bulmuşlar.

Yuh!! Wallahi Yuh!!

Birinin derdiyle ilgilenirken vaya özel olarak konuşurken, kapının önünde diğer birisi (sevgilim!!!!) bağıra bağıra şarkı söylüyor. “Ben buradayım ve sizi gördüm! Basıldınız!” dercesine!! Allahümme Salli Ala Muhammed!!!!

Kendimi bir anda ihanet etmiş gibi hissediyorum bunlar böyle yaptıkça!!!

Bugün iki gündür birşey söyleyeceğim diye peşimden ayrılmayan bir tanesi, “Hocam bizim bir arkadaşımız var, daha önceden bir hocayı çok seviyordu, şimdi de başka bir hocayı (Ben!!!) çok seviyor. Biz bundan çok rahatsız oluyoruz!” demesin mi?

Kan beynime sıçradı. Hayır burada sevgili muamelesi gören benim sana ne oluyor? Sanki bunun da onun dikkat çekme yöntemi olduğunu bilmiyorum!!

Amannn! Zıkkım! Hakkaten Zıkkım yani!!!!!!!!!!

Kurtarın beniii!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! :(

(Birbirimizi)YEMEKTEYİZ!!!

     Herkes birilerinin kuyusunu kazıyor…

   Hatta bu kuyudan çok mezara dönüşüyor kimi zaman, kurtarılma ihtimali gözden kaçırılmayarak..

   Yüzümü nereye çevirsem birileri sürekli kazıyor. Hafta sonu televizyon seyrederken karşıma çıkan YEMEKTEYİZ programında her memleketten dört kişi (neye göre olduğunu hala bilmiyorum) seçiliyor. Sırayla herkes kendi evinde, kimi zaman yöresel kimi zaman da değişik tariflerle hazırladığı mükellef sofrasını sunuyor diğer yarışmacı arkadaşlarına. En iyi yemek ve sunum yapan bilmem kaç lira para kazanıyor..

   Birinciyi kimin seçtiği ise işin en garip kısmı.. yarışmcılar her sunumdan sonra ev sahibini eleştiriyor ve fikirlerini söylüyor (!). En az üç, en fazla on puan verebiliyorlar yarışmacı arkadaşlarına..

   Eee yarışmanın adı üstünde “Yemekteyiz”.. Herkes birbirini yiyor..

   İzlerken “Yuh” diyorum önce.. “Kardeşim bu ne yaaa!! Bizim kültürümüze Müslümanlığa yakışan şey bu mu?” diyorum..

   Sonra hafta başlıyor. Çevremdeki insanların benim veya başkalarının kuyusunu kazmakla meşgul olduklarını görünce daha bir çıldırıyorum.. “Yahu hadi o televizyondaki aptallara yönetmen bir şeyler ezberletiyor reyting adına.. Yaa siz büyük bir şemsiye ile sizi altında gölgelendiren biri varken, bu gölgenin içindeki kocaman yerinize sığmıyor, başkalarının yerine mi takıyorsunuz? Allah ıslah etsin e mi?” diyorum içimdekileri hızla dışarı atarcasına…

   Aradan biraz zaman geçiyor. İnsanların içini yakinen bilmenin ne kadar berbat birşey olduğunu düşünerek ağlıyorum.. Keşke görmesem, bilmesem diyorum..

664a81dd884a882b

      Ama asıl beni hıçkırıklara boğan şey benim de bunu yaptığımı farketmem oluyor. Kaç defa birilerinin sevilmesine fırsatım olduğu halde ben tam tersini yaptım? Kaç defa tüm sevgiyi,  ilgiyi ve yardım etme hakkını kendime layık gördüm de başkalarının bir kenara fırlatılmasına izin verdim?

   Bunları düşünüdükçe fikirlerimden, hayatımdan ve kendimden nefret ediyorum…

:))

Canım Saliham kahvaltıda ailesine biber doğrayım demiş. Biberin başını kesince gülümsemiş adeta :) )

Bizimki de “Millet sebzeyi keser “Allah” yazısı çıkar ben kesiyorum gülen yüz çıkıyor” diye hayıflanıyor.

 

sp_a0241