Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarakCanon 600D , Manfrotto tripod ve Kata sırt çantası kazanma şansı yakalayın! http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/ sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz
Beklemek
Beklemek her insan için can sıkıcı bir meseledir. Oysa dünyada yaşarken ne çok bekleriz öyle değil mi? Anne karnından, hesaba kadar bekleme serüvenimiz hep aynıdır. Hatta dünya hayatı için, ahirete gidişin bekleme salonu bile denir.
Beklemek belki de can sıkıcıdır ancak yoktan yere beklemek tam bir işkencedir.
Geçen gün Hacice geldi yanıma. Elinde bir not kağıdı vardı. Ona hediye ettiğim bir cüzdanın içinde bulmuş. Benim defter aralarında, çantaların-cüzdanların bir kenarında, evdeki tüm takı kutusu adı altındaki depolarda böyle küçük not kağıtlarım olur. İçimden geldiği şekilde o an içinde bulunduğum durumu yansıtırım bu kağıtlara. Hacice’nin bulduğu da böyle bir kağıttı 2009 yılından kalan;
Yukarıda resmini paylaştığım not kağıdının üzerinde yazanları buraya aktarayım;
30.06.2009 Salı saat 10:50
Fetih mahallesinde babamın birkaç ay sonra eski olacak bürosundayız. Buraya geleli yaklaşık 20-30 dk oldu. Sıkıntıdan çatlamak üzereyim. Babam bilgisayarda bir şeylerle uğraşıyor. İnşAllah işi hayırlısıyla çabuk biter ve bol kazanç elde eder. (Kağıdın babamın eline geçmesini göz önünde bulundurarak ılımlı yazmışım
)
Ben niye mi buradayım? Dün akşam Elmalı’ya gidecektik ama babamın çok uykusu olduğu için gidemedik. Bunun için sabah gidecektik emmeeeeee galiba biraz öğlen olacak ya da ikindi..
Bir de kafamı kurcalayan bir şey var. Saat 12:00′de Seyrani amcayı hastaneye götürecekti ama.. Bilemiyem yani!!
Nedense işi bitiyormuş gibi bir his var içimde. Hadi test edelim doğru mu? Giderken buraya saati yazacağım. Bakalım ne kadar atmışım.. Şimdi saat: 11.00
Böööööööööğğğğğğğğ!!!
Böyle bekledikçe (saate bakarak) daha fazla sıkılıyorum yaaavvv!!
GİDİŞ SAATİ: 13.15 !!!!!!
Akıllı Bıdıklar :)
Bu akşam 20Ü ile trafikte milim milim, sessiz sedasız eve doğru ilerlerken, otobüse bir bücürük bindi.
Dedesinin kucağına otururken, otobüsün tıklım tıklım olduğundan, akbillerini kaybederlerse “anaannesinin” kendilerini kapı dışarı edeceğinden, bu soğukta dışarda kalırlarsa kendisinin buz tutacağından, “anaannesinin” ne tepki vereceğini bilemeyeceklerinden bahsetti durdu.
Dedesi laf arasında eve varmalarına az kaldığını söyleyince “10′a kadar sayayım mı?” diye sordu. Dedesi “o kadar az kalmadı, ben sana söylediğimde saymaya başlarsın” dedi. Kız da “O zaman 10′ar 10′ar 100′e kadar sayayım?” diye cevap verdi
))
Bir Garip Haller
bugünlerde kendimi garip hissediyorum.
kendini tanıma-anlama bunalımlarını atlattım sanıyordum ama fark ettim ki aslında takma bir karakterle 21 yaşı getirmeye çalışıyormuşum.
bu biraz da id ve egonun kavgası gibi. yani acayip deli dolu kız şimdi (kendine göre) müthiş düzeyli, ılımlı ve oturaklı. yaptığı her şey olması gerektiği gibi. hiçbir saçmalık, düşünmeden yapılan hareketler, fikrini savunma adına karizmasını yerle bir etmeler yok.
mesela çok sinirlendiğim, çok nefret ettiğim olaylar oldu. bunlardan kurtulmak istedim. eski kadriye olsaydı (yazının sonuna kadar dayanabilirsem büyük-küçük harflere dikkat etmeyeceğim).. evet ne diyordum; eski kadriye olsaydı yağar gürler, bağırır çağırır ve çıkıp giderdi. ama ben ne yaptım? mantıklı olanı. işin içinden yavaaşça sıyrıldım. çekip gitmek için bahaneler aradım. durduğum konum zedelenmesin, kalpler kırılmasın, aman ortalık karışmasın..
evet büyük anlamda başardım. ama çok sıkıcıyım. bırakıp gitmenin faydası sadece bana olacaksa -eski- kadriye’nin buna izni olmaz. yani eğer bir tepki olarak dönüp gidiyorsan herkes bunun bir tepki olduğunu anlamalı.
hadi bakalım.. biraz da bunu kurcala dur kadriye. şimdi yağıp gürlemeyi hangi kadriye istiyor? sen değiştin mi yoksa sadece rol mü yapıyorsun? olması gerektiği gibi mi davranıyorsun yoksa olmasını istediğin gibi mi?
yağıp gürlemek benim esas karakterimdir diyorsun. peki bunun sonuçlarına katlanabilecek misin?
off hala ergensin kadriye..
ve içerde olup bitenler bununla sınırlı değil. yapmak istediklerim, cesaret edemediklerim, kanıksadığım yetersizlikler, hayalperest bakış açım, gerçekleri görüp hayal kırıklığına uğrayan yanım, sevgi dolu kalbim, sürekli planlar yapan beynim, hasta kişiliğim, narsistliğim, çaresizliğim bilmem ne bilmem ne.. (bilmem ne derken mecaz kullanmıyorum. hakkaten bilmiyorum ne olduğunu)
ve bunca salaklık içinde bir de oturmuş romantik komedi film izliyorum. sonra aptallaşıyorum. sonra da bloga geliyorum işte.
vefalı dost tipe bak yaa. uzun zamandır sana yazarken kendime bakıyorum dostum…
AĞLAMAK İSTİYORUM!!
Ağlamak istiyorum..
Beni otobüsün öbür ucundan gören eğitimci “Kadriye hocam nasılsıın?” diye bağırdığı için ağlamak istiyorum.
Yazın tuttuğumuz akademi dairesi öğrenci evi olduğu için değil, Yenisahra’dan ayarladığımız yurt binasının da öğrenci evi olduğu için değil ve hatta Çamlıca’da bulunan pireli yerin de akademi binası olamadığı için değil; Yenisahra’daki mekanındaki varoş delikanlıların, kızlara sarkıntılık yaptıkları için ağlamak istiyorum!
Menzil’e gidemediğim için değil, yazdan beri akademi açılacak diye Menzil’e gidemediğim ve hala açılmadığı için ağlamak istiyorum!
İhtisas eğitim derslerine Bilge hoca değil de ben girdiğim için değil, Cuma günü yine öğretmen tiplerini anlatmak zorunda olduğum ama aslında hiçbir öğretmenin kendini tipini bilmediğini bildiğim için ağlamak istiyorum!
İhtisas’ta beyaz gömlek giymek mecburiyetinde bırakıldığım için değil, ya gömleksiz derse girdiğimde yakalanırsam diye ağlamak istiyorum!
Öğrencilerin hepsi aynı baş örtüsünü taktığında arkadan veya yandan gördüğümde hangisi olduklarını anlayamayacağım için değil, sürekli aynı renkleri görmekten ve takmaktan mideleri bulanacak diye ağlamak istiyorum!
Ablalar akademilere, abla derslerine, seminerlere gelmiyorlar diye değil, eğitimcileri onları derse getirme hususunda lütufta buluyor gibi davrandıkları için ağlamak istiyorum!
Yazacak başka bir şey bulamadığım için değil, diğer yazacaklarımı şimdi hatırlayamadığım için yazamıyorum! İşte bu yüzden de ağlamak istiyorum!!
Duyguları İçinde Tutmak Hasta Ediyormuş..
Geçenlerde facebook’ta bir arkadaşımın paylaşımında yazıyordu, duyguları, düşünceleri kimseye anlatmamak, börek-cilt hastalıklarından kansere kadar birçok rahatsızlık oluşturuyormuş insan vücudunda. Psikolojik rahatsızlıklar ve dengesizlikler de cabası.
Tam da bu yazıyı okuduğum gün, Hacice yanımdaki koltukta oturuyordu, suratı asıktı. Biraz daha dikkatlice bakınca gözlerinin dolduğunu fark ettim. “Ne oldu?” diye sordum. “Anlatmak istemiyorum” dedi. Ama anlatırsan rahatlarsın, hem sen facebook’taki yazıyı okumadın mı, duygularını düşüncelerini anlatmayanlar hasta oluyorlarmış” dedim. Laak Hacice’den gelen cevap suratıma yapıştı; “Ohoo ben içimdekilerin hepsini anlatırsam dayak yerim!”
KBB
Şu yaz sıcağında çatlayana kadar öksüren, peçetesiz gezemeyen bir benimdir herhalde..
20 gündür geçer geçer deyip hastaneye gitmemekte ısrar ettim. Geçti mi? Hayır. Aksine artarak ilerledi. Geçen gece halsizlik ve öksürük o kadar arttı ki uyuyamadım. Evet halsizlikten uyuyamadım, büyük bir işkence. Uykusu olup da uyumayan bebeklerin neler hissettiğinio an anladım..
Nihayet doktora gitmeye kadar verdim. KBB doktorumun yanına gittiğimde önceki kaydıma baktı. “Sinüzit varmış sende bir bakalım” dedi, kulak, burun, boğaz hepsini ince uzun bir çubuğun ucundaki kamerayla kontrol etti. (işkence dolu saniyeler insana saatler gibi gelebiliyor..)
Velahsıl ilaç verdi, bir hafta sonra kontrole gel dedi. Çıktığımda annem aradı. “Doktor ne dedi?” diye sordu. Doktorun dediklerini anlattım. Ancak doktorun verdiği ilaçlar ve söyledikleri annemi tatmin etmedi; “Saçlarını kurut, başını soğuk suya sokma dedi mi?” diye sordu. Ben “Hayır” deyince; “Allah o doktoru!..” diye cevap verdi
Yıllardır saçlarımı kurutmamla ilgili baskı yapardı bana ve sürekli saçlarımı kurutmazsam sinüzit olacağımı söylerdi. Nitekim sinüzit oldum da
Ancak doktorun saç kurutmayla ilgili bir şey söylememiş olması onu sinirlendirdi
Doktora karşı güvenini sarstı..
Hırvat Gelin :)
Amcamın yakışıklı oğlu Furkan abim Hırvatistan’dan bir kızlar evledi 3 yıl önce. Her yerde olduğu gibi bizim sülalede de yabancı ve yeni olan şeylere baş üstünde yer veriliyor. Neyse geçeyim bu meseleyi hiç çıkamam çünkü.
Benin anlatacağım şey farklı
Hep birlikte Hasan Usta’da kebap yiyoruz, Adana’dayız. Furkan abimle, İva ablamın (:P) evlilik yıldönümünü kutluyoruz. (Aslında aynı gün yengemin de doğum günü ama …) Herkes yemeğini yerken yengem İva’yı işaret ederek; “Hacice ingilizce adının ne diye sorsana” diyor. Bizimkinden gelen cevaba bak; “Biliyorum ki!”
Yakınında olsam çak bir tane derdim Hacice’ye herhalde
Şimdi tamam Allah için iyi kız. Ama yüksek sesle konuşunca Türkçe konuşmaları anlayacağını düşünen insanların arasında nasıl hissettiğini düşünemiyorum bile. Biz Türklerin ilgisi kimi zaman sıkıcı olabiliyor.


